Günümüzde inflamatuar romatizmal hastalıkların tedavisinde biyolojik ilaçlar, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de önemli bir tedavi seçeneğidir. Konvansiyonel tedavilere yanıtsız veya tolere edemeyen hastalarda başarılı sonuçlar alınmakta, hastalığa bağlı komplikasyonların önlenmesi, yaşam kalitesinin artırılması ve iş gücü kayıplarının engellenmesi mümkün olmaktadır. Romatizmal hastalıkların tedavisinde yeni bir çığır açan biyolojik ilaçlar ‘hedefe yönelik tedavi’ kavramını getirmiştir ve tedavi hedefi artık remisyon veya bazı durumlarda düşük hastalık aktivitesidir.

Son yıllarda romatizmal hastalıkların tedavisinde başarılı bir şekilde kullanılan orijinal biyolojik ilaçlardan birçoğunun patent süresi dolmuş veya dolma aşamasındadır. Orijinal biyolojik ürünlerin biyobenzerleri daha düşük maliyet ile üretilerek piyasaya sürülmüştür. Dolayısı ile biyobenzer ilaçlar önümüzdeki süreçte yaygın şekilde ilaç piyasasında yer alacaktır.

Avrupa İlaç Ajansı EMA, ilk olarak 2005 yılında biyobenzer ilaçlarla ilgili olarak yasal bir onay sürecini tanımlamış ve günümüze kadar süreç ek yönetmeliklerle güncellemiştir. Biyobenzerlerin orijinal molekül ile aynı olamayacağını, bununla birlikte, kalite, güvenlik ve etkinlik açısından benzer olmaları gerektiğini bildirmiştir (1). Amerikan Gıda İlaç Kurumu FDA, 2010 yılında yasal onay sürecini tanımlamış ve 2017 yılında biyobenzer ürünün orijinal ürünle değiştirilebilmesi için ek gereklilikleri belirten bir taslak yönetmelik yayınlamıştır (2).

Türkiye’de 2008 yılında yayınlanan “biyobenzer tıbbi ürünlere ilişkin kılavuz” ile biyobenzer ilaçların ruhsatlandırma kriterleri de belirlenmiştir. Biyobenzer ilaçların sayılarının gittikçe artması tedavi maliyetlerini azaltacak ve hastaların ilaca ulaşabilirliğini arttıracaktır. Ancak klinisyenlerin biyobenzer ilaçların kalitesi, güvenliği ve etkinliği konusunda dikkatli olmaları gerekmektedir. Son 10 yıl içinde biyobenzerlerin bilimsel, yasal yönleri ve biyobiyobenzer geliştirilmesine ilişkin düzenlemeler konusunda pek çok yazı yayınlanmıştır.

Derneğimizin de üyesi olduğu Avrupa Romatizma Birliği EULAR, romatizmal hastalıklarda biyobenzerlerin kullanımına ilişkin bir klavuz hazırlamıştır. Bu doğrultuda, hastaların güvenliğini sağlamak adına derneğimiz bu görüşleri paylaşmaktadır (3):

Kapsayıcı ilkeler

  1. Romatizmal hastalıkların tedavisi, hasta ve hekim arasındaki ortak karara dayanır.
  2. Tedavi kararı verilirken sağlık sisteminin bağlamsal yönleri de dikkate alınmalıdır.
  3. Yüksek sağlık otoriteleri tarafından onaylanmış bir biyobenzer, biyo-orijinalinden etkinlik bakımından ne daha iyi ne de daha kötüdür ve güvenlik açısından daha kötü değildir.
  4. Hastalar ve sağlık hizmeti sunucular, biyobenzerlerin yapısı, onay süreçleri, güvenlikleri ve etkinlikleri hakkında bilgilendirilmelidir.
  5. Hem biyobenzer hem de orijinal molekül hakkında izlenebilirlik dahil olmak üzere güvenilir farmakovijilans verilerinin elde edilmesi için uyumlu yöntemler oluşturulmalıdır.

Konsensus önerileri

  1. Biyobenzerlere ulaşılabilirlik, hastayı tedavi etme maliyetini önemli ölçüde düşürmeli ve romatizmal hastalıkları olan tüm hastalar için optimal tedaviye erişimi arttırmalıdır.
  2. Onaylanmış biyobenzerler uygun hastaları biyo-orijinaliyle aynı şekilde tedavi etmede kullanılabilir.
  3. Biyobenzerler ve biyo-orijinalleri arasında immünojenisite açısından klinik olarak anlamlı bir fark saptanmadığından, klinik uygulamada biyobenzerlere karşı anti-drug antikorları bakılmasına gerek yoktur.
  4. Bir biyobenzerle ilgili faz III verileri yayınlandığında, preklinik ve faz I verileri de mevcut olmalıdır.
  5. Biyobenzer, fizyokimyasal, fonksiyonel ve farmakokinetik özellikler açısından biyo-orijinale eşdeğer olduğundan, tek bir endikasyonda etkinlik ve güvenliğin doğrulanmışsa, biyo-orijinalin onay aldığı diğer hastalıklar için ekstrapolasyon yapılabilir.
  6. Mevcut kanıtlar orijinal molekülden biyobenzere değiştirme (switch) yapmanın güvenli ve etkili olduğunu göstermektedir; aynı orijinal molekülün biyobenzerleri arasında değiştirme yapmakla farklı bir klinik sonuç elde edileceğini düşündürecek bilimsel bir temel yoktur; ancak hasta görüşü/bakış açısı da dikkate alınmalıdır.
  7. Biyobenzerler ile biyo-orijinalleri veya diğer biyobenzerler arasındaki çoklu ilaç değiştirmeler hasta kayıt sistemleri ile değerlendirilmelidir.
  8. Hasta ve sağlık hizmeti sunanlar bilgilendirilmedenbiyobenzere değiştirme ya da biyobenzerler arasında değiştirme yapılmamalıdır.

1.http://www.ema.europa.eu/ema/index.jsp?curl=pages/medicines/general/general_content_001832.jsp

2.https://www.fda.gov/drugs/developmentapprovalprocess/howdrugsaredevelopedandapproved/approvalapplications/therapeuticbiologicapplications/biosimilars/default.htm

3.Kay J, Schoel MM, Dörner T, EmeryP,KvienTK,Smolen JS et al.Consensus-basedrecommendationsfortheuse of biosimilarstoteratrheumatologicdiseases. AnnRheumDis 2018;77:165-174.doi:10.1136/annrheumdis-2017-211937.